30 Mart 2011 Çarşamba

Yaz Kafası: Portakal Çiçekleri

Yazmamak için bahanemin bol olduğu son 1,5 ayda: 
- Petrolün cazibesi, barışı yendi... "Eninde petrol, sonunda petrol, artık dizginlerim senin elinde petrol" derken bir kez daha Ajda'yla göz göze geldik.
- Sosyal mecra kimilerini rahatsız etti, kapatıldı. Sonra elinin fazla uzun olduğu görülüp, sirkat haddinin herkese uygulanamayacağı anlaşılınca, açıldı.
- Dokunan yandı... Türkiye, fikir özgürlüğüne tahammülsüzlüğüyle yine dış basın locasındaki yerini korudu...
- Japonya'yı önce doğal, sonra kimyasal felaket vurdu. Orta yaş bunalımından bir türlü çıkamayan ülkemiz, geçici hafıza kaybı gibi deprem ve nükleer politikasına dair 1-2 kelam daha etti, sonra sessiz sedasız Mersin Akkuyu falan feşmekan.

Gündem yoğun söylenecek söz olmayınca, altının dünya borsasındaki yükselişini dikkate alarak sükutu korumak da kendi adıma akıllı bir yatırım oldu. Kamuya mal olmadı ama, mevsim geçişinden midir, ayın konumundan mıdır, yoksa tamamen benim solduyuluğumdan mıdır bilmem, den- sizlikler ve dengesizlikler de aynı dönemde peşimi bırakmadı. 

Hal böyle olunca, yine oksijensiz kaldığım yerlerden gitmek gerekti. Valizimi toparladım, Badi'yi kandırdım, çok da düşünmeden kendimi Antalya'ya ışınladım. Tam mevsimiymiş gidince farkettim. Kaleiçi dururken, kendini Alice Harikalar Diyarı otellerine kapatan her turiste inat, dar sokaklarda azimle kayboldum. Kaybolduğum bir merdivende kendimi buldum. Şimdi bende hala yaz kafası, portakal çiçekleri. Kış gelmesin.