Sabahtan akşama insanoğlunun kendi kendine yaptığı kötülükleri izlemekten içim şişti. Dünyanın her tarafı enine boyuna o kadar kötülük barındırır haldeki, kişisel hayatımın gündelik mutluluklarını yaşamaya utanır haldeyim. Evrende bir toz parçası değilmişiz gibi kendi çizdiğimiz sınırlarla, o sınırlara yüklediğimiz anlamlarla, matruşkadan çıkar gibi içimizde sonu gelmez küçük faşistler biriktiriyoruz. Her şeye hızla erişebilir hale gelmenin en kötü tarafı bu, görmesek duymasak, küçük dünyamızda mis gibi yuvarlanır giderdik. İmkan olsa da keşke ölümü ve acıyı dil, din, ırk, cinsiyete göre hissedebilen herkesi uzaya göndersek, bir de oradan baksalar gözlerinde devleştirdiklerine.
Bu yaşam koşulları altında, son bir kaç gündür fark ettim ki hayatta eş, dost, arkadaş seçerken en önemli kriter -belki de tek kriter- birinin size iyi gelmesi. Bu tanıma kelimelerin ifade ettiği basitlikte bakınca, "ee zaten herkes en başta iyi gelmez mi?" deriz ya... sınır ötesi bir iyi gelmek benim fısıldadığım. Tüm ilkel koşullar altında, tüm süslerimiz dökülmüşken veya arada kilometreler varken bir küçük dudak kıvrımının her şeyi SADECE yukarı çekme hali, yanında hiç bir zaman endişe, sorgu-sual getirmemesi.
Allan Gardens 4, Cem Başarır
Her tarafını samimiyetsizlik, çıkar, kötülük sarmış yerkürede kalan son 10 metrekarelik çimde mutlu olma imkanı varsa işte o insanlarla beraber mümkün olacak. Bu sebeple, madem kendi çizdiğimiz sınırlar bu kadar geçerli/güçlü/anlamlı diyerek, yakın zamanda ben de ilk denk geldiğim 10 metrekarelik çimde özerklik ilan edip, Guleria Anarşist Topluluğu (GAT) için vatandaşlık başvurularını almaya başlayacağım, haberiniz ola. 32 yıllık ömrümde geriye dönüp baktığımda, GAT'ın doğal vatandaşlığına hak kazanmış çok güzel insanlar biriktirdiğimi görüyorum. İyi ki varsınız, seviyorum üleen!
Bu Haziran akşamında büründüğüm ruh haline uygun olarak, sizi, geç tanıdığıma hayıflandığım, bir o kadar da özgünlüğüne hayran kaldığım Cem Başarır'ın beyaz ağaçlarıyla selamlıyorum.
