Etrafa dağılan beyin parçacıklarımı toplamak için beyhude çabalar içindeyim. Talihsiz bir çeviri sonucu "Sensiz Olmaz" adıyla Türkçe'ye kazandırılan High Fidelity ve Cusack'tan ilham alarak onun bunun şuyun listesini yapabilecek kadar çok şarkının hikayesi; her eşin, dostun, düşmanın bir şarkısı var.Her sabah I've Got to See You Again* dinleyerek güne başlamakta ısrar eden bir komşum vardı, yıllar önce. Her sabah hakkında başka bir acı hikaye uydurup, üzülürdüm. En acıklısı N. Jones'a duyduğu platonik aşk ihtimaliydi. Taşındım, aslını da hiç öğrenemedim.
Çok sevdiğim, en sevdiğim bir kadın* vardı veya yıldızlar gibi, kemikleri bile güzel... Hem dostluğunu, hem kendini kaybettim. Her Red Hot çalışında içine Anthony kaçan bir çılgın mucit... Iggy t-shirtlü kadın, en güzel yolcu/yol arkadaşı.
Annem Emel Sayın'dır mesela, ablam kadife sesli kadınların eteklerinin uçuştuğu Küba, Fransa, İspanya esintili tüm şarkılar. Herkes bir eşyasını bırakmasa da bende, mutlaka bir şarkısını bırakır. Kısa menzilli hafızamın, tek tutabildiği şey... bu şarkıları. Olur da bir gün gündelik telaşlardan vakit bulursam, ilk işim tam tekmilli listeyi hazırlamak olacak.
Ülke gündeminden, naif zemine geçmek için toz pembe, en ideali müziğe modaya sarmak aklı. Yoksa önümüzü görememezlik meselesini içime sindiremiyorum, 12 HAZİRAN yaklaşıyor, yine fazlalık/azınlık olma ihtimalimden, ileri demokrasinin kılıcından ürküyorum gibi.
Haziran sonunda rock solumaya Werchter'ye gidelim, görelim, RTE'den çekinmeden devil horn yapan gençlere özlemle... Neymiş, yenilir yutulur bir şey miymiş festival, ayrıntılar dönüşe artık.


