29 Mayıs 2011 Pazar

Maktülden Notlar

Etrafa dağılan beyin parçacıklarımı toplamak için beyhude çabalar içindeyim. Talihsiz bir çeviri sonucu "Sensiz Olmaz" adıyla Türkçe'ye kazandırılan High Fidelity ve Cusack'tan ilham alarak onun bunun şuyun listesini yapabilecek kadar çok şarkının hikayesi; her eşin, dostun, düşmanın bir şarkısı var.

Her sabah I've Got to See You Again* dinleyerek güne başlamakta ısrar eden bir komşum vardı, yıllar önce. Her sabah hakkında başka bir acı hikaye uydurup, üzülürdüm. En acıklısı N. Jones'a duyduğu platonik aşk ihtimaliydi. Taşındım, aslını da hiç öğrenemedim.

Çok sevdiğim, en sevdiğim bir kadın* vardı veya yıldızlar gibi, kemikleri bile güzel... Hem dostluğunu, hem kendini kaybettim. Her Red Hot çalışında içine Anthony kaçan bir çılgın mucit... Iggy t-shirtlü kadın, en güzel yolcu/yol arkadaşı.

Annem Emel Sayın'dır mesela, ablam kadife sesli kadınların eteklerinin uçuştuğu Küba, Fransa, İspanya esintili tüm şarkılar. Herkes bir eşyasını bırakmasa da bende, mutlaka bir şarkısını bırakır. Kısa menzilli hafızamın, tek tutabildiği şey... bu şarkıları. Olur da bir gün gündelik telaşlardan vakit bulursam, ilk işim tam tekmilli listeyi hazırlamak olacak.

Ülke gündeminden, naif zemine geçmek için toz pembe, en ideali müziğe modaya sarmak aklı. Yoksa önümüzü görememezlik meselesini içime sindiremiyorum, 12 HAZİRAN yaklaşıyor, yine fazlalık/azınlık olma ihtimalimden, ileri demokrasinin kılıcından ürküyorum gibi.

Haziran sonunda rock solumaya Werchter'ye gidelim, görelim, RTE'den çekinmeden devil horn yapan gençlere özlemle... Neymiş, yenilir yutulur bir şey miymiş festival, ayrıntılar dönüşe artık.

16 Mayıs 2011 Pazartesi

Yıktın Perdeyi Eyledin Viran!

Bu pazar her zamankinden daha aydınlıktı. Taksim meydandan başlayıp, Tünel'e uzanan renk cümbüşü, dahası Ankara'dan yükselen sesler, güneşli günlere dair umut tohumları ekti bünyeme. Darısı 13 Haziran sabahının başına...

2 Mayıs 2011 Pazartesi

"Ertele(n)me"ye Güzelleme

Fani işlerin, ıvır zıvır kışların peşinden koşarken bir ayın üstüne daha çentik attım, dizi dizi. Y.Ö. tadında kısa kısa cümlelerle bezeli yazılar yazmak istemedim. Haddi zatında, Kadıköy'e aylardır uğramamanın verdiği utançla Kadıköy Üçlemesi'ni, zaten başlığından ibaret olduğu için Anne Ben Mobil Oldum hikayesini iç ettim. Geçen aya dair itiraflarla girizgahı yaptım, rahatladım. O yüzden artık asıl konuma geçebilirim.

Benim gündemim oldum olası hızlı değişir, geceler günler hızlı akar, filler gibi günde 2-3 saat uyurum falan ama sevgili memleketimin gündemi sabahtan akşama öyle ivmeler gösterir oldu ki, şaşıp kalıyorum. Bir delinin kuyuya attığı ucubik proje üstüne değer verip yorum yapasım gelmiyor, o yüzden onu es geçiyorum.

Bugün Pakistan'da sözüm ona Amerikan Kabusu'nu vurmuşlar... Face/Off'taki gibi olacak da bir gün Usame'nin altından "cee ee" diye Bush çıkacak fantazim var benim. O ki vurulan kimdir bilemiyorum.

Bir de Telekomi(k)inasyon İletişim Başkanlığı'nın yayınladığı yasaklı liste var, okudukça kuruma dair şöyle bir kare geliyor gözümün önüne... Makam koltuğundan doğru göbeğini kaşıyan badem bıyıklı amca, camdan dışarı derin derin düşünüp, yan masadaki mesai arkadaşına: 

- La Memet, olm baldızı da yaz...
- ...
- Yaz yaz! Baldız olm ehehehehe. anladın sen onu, baaldan tatlı lan!

Tam bu noktadan itibaren kendimi sarsıp, oh be kabusmuş deyip, gündelik işlerime dönüyorum ve sıklıkla şu sıralar ÖSYM'nin yaptığı herhangi bir sınava girme zorunluluğum bulunmadığı için şükrediyorum, dinimiz amin!

Son bir haftadır en çok da yaz geldi sanıp akabinde yağmuru, soğuğu yemekten mustaribim. Yaz gelsin dedim ama ilkbahara da razıydım. Yaz geldi sandım, yazdım. Şimdi bir türlü anlayamıyorum, yaz geldi mi, ayazda mıyız... arkamız açıkta kalınca, karabasanlar mı gelir, halihazırda yaşananlar zaten bir kabustan mı ibarettir? 

Mevsim yahu sonuçta abartacak ne var derseniz, ben sinek gibiyim... ömrüm iki kış arasındaki sıcak günlerde geçer... "Ey hava yahu biraz delikanlı ol da kışsan sıcak memleketlere göçelim, yok yazsan kıymetini bilelim!" der ve beni özleyin anacım diyerek havadan sudan, çorbadan ekmekten yazıma noktayı koyarım.