13 Temmuz 2016 Çarşamba

Ofis Günlükleri: Temmuz İsyanı

La Fontaine'in Ağustos böceği ile karıncanın hikayesini anlattığı meşhur fablı malum. Karınca bütün yaz çalışır, kış için yiyecek depolar. Ağustos böceği de yan gelir yatar, şarkılar söyler, yazın keyfini sürer. Sonra kara kış gelir, yiyeceksiz kalan Ağustos böcüğü, bir parça yiyecek alabilme umuduyla karıncanın kapısını çalar. Yanıt olumsuzdur. Hikaye de burada biter.

Ölüdeniz, Temmuz 2016

Yazarımız, sevgili hayvancıklara insani değerler yükleyerek, çocuklara işleyen demir ışıldar tadında nasihat vermeyi amaçlamış. Buraya kadar her şey tamam. Yani entomoloji diye bir şey olmasaydı mesela tamamdı. Gel gelelim yazın o bıcır bıcır sesini duyduğumuz Ağustos böceklerinin ömrü, toprak üstüne çıktıktan sonraki bir kaç haftadan ibaret...

Sistemin kölesi olduğumuz modern dünyada, tekerleğin içinde safça koşup duran hamsterdan bir farkımız olmadığı için neye, kime hizmet ettiğimizi sorgulamadan, kendimizden daha az çalışarak veya hiç çalışmayarak refah seviyesi yüksek bir yaşam süren insanlara karşı eleştirel bir dil geliştirmiş durumdayız. Aynı toplum karesi içinde, bir tarafta 18-19 yaşında çalıştığı inşaatın göçüğü altında kalıp yaşamını yitirenler, öbür tarafta hayatı boyunca hiç çalışmamış asalak şekilde hayatına devam etmekte olan 30lu yaşlardaki yurdumun fanusta büyümüş bireyleri olunca, insan ister istemez tepki gösteriyor tabi olan bitene. 

Çalışmaya başlayıp, jet hızıyla ideallerimden uzaklaşmaya başladığım, Türkiye'de plancı değil olsa olsa pilavcı olunabileceğini idrak ettiğim süreçten bu yana, bu tip insanlara karşı tepki verir gibi olacağım zaman veya vermemin hemen ardından, kişilere odaklanarak sistemin bütününü kaçırdığımı ısrarla kendime anımsatıyorum. Resmi tatil olan geçtiğimiz hafta boyunca da etrafımdaki çılgın tatilcileri gördükçe hep hamsterı ve tekerleğini düşündüm. 

Konuyu böyle iki üç paragrafla izah etmek çok zor ama birey olarak köleliğimizi sonlandırmaya dair efor sarf etmek zorundayız. Karşılaştığımızda 1-2 saniye gerçekliğinden şüphe duyduğumuz, gerçek olmasın istediğimiz tüm durumlar bir sarmal, hepsinin ucu sonu birbirine bağlı ve düğüm olmuş biçimde merkezinde sistemi himaye ediyor. Tek tek koşmaktan vazgeçmediğimiz sürece, çark dönecek, her biri karikatür tadındaki tipler ülkeyi yönetir gibi yapmaya bu sırada doğudan batıya yağmalamaya devam edecek. Etmeyin eylemeyin "Tembellik hepimizin hakkı!" diyor yanağınızdan öpüyorum.

p.s. Konuya dair tek doz hap niteliğinde: Paul Lafargue - Tembellik Hakkı (Le droit à la paresse)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder