10 Şubat 2018 Cumartesi

İkibinonsekiz

Kıyılara vurdum, kıyılara vurdum, kıyılara... 
Kıyılardan kaçabilirim, kıyılardan göçebilirim artık her yere.

Stockholm, Eylül 2017
Yazmıyorum, çizmiyorum ne zamandır. Çok hızlı giderken, zaman kalmıyor yazıya dökmeye. Bir telaş... öyle geçti aylar. Yeni kaldırımlar koşar adım, yeni yüzler süresi kısıtlı, ayaklarım aynı ama pide ayaklarım. Kendi yarattığım kaosun içinde kaybolup, sonra neyse ki bir yerde aniden durabiliyorum. Vakti gelmişti demek ki.

2018 yenilenme yılı olacak o yüzden heyecanlıyım. Tadilatlar, taşınmalar. Elime yüzüme bulaştırmadan halledebilirsem tek tek buradan haberleri uçururum. 

Şimdi bu 2018'in ilk yazısında, önce 1-2 beylik lafım var sizin için. Zambra'nın kahramanı bir kitabında şöyle diyor: "Ben büyüyünce bir anı olacaktım". Evet, hepimiz büyüyünce sadece bir anı olacağız... demem o ki kendinizi çok önemsemeyin, önemsemeyelim. Bu önemsemek meselesi tepelere taç olduğundan beri samimi ve dürüst olmaktan fellik fellik kaçar oldu herkes. Plastik her yanımız. Sonunda bir anı olacağımızı sindirelim, çok büyütmemek lazım meseleyi, bir anı herkes için. Samimi olmayarak ne çok şeyi ıskalıyoruz bir düşünün, lütfen.

Bir de tüketim meselesi var tabi. Tüketmeyelim nolur, çöp oldu her yer. Kış gelmiyor Ankara'ya çöpler yüzünden. Bakıyorum Kürk Mantolu Madonna hep çok okunanlar listesinde baş sıra. 1943 yılından beri her sene yeni binlerce kitap yazılıyorken onu tüketemedik de, neden bütün kıyafetleri, bütün arabaları, bütün gıdaları tüketmeye bu kadar yeminliyiz?? Eşya sevdası. Bak ciddi söylüyorum evrene ağırlık yapıyor tüketip attıklarımız... daha doğrusu tüketmeden attıklarımız, hakkıyla tüketip atsak, dönüştürsek falan olacak yani... hadi lütfen bebek adımları. Bunun için bir dernek falan mı kursak n'apsak? Gönüllüler varsa özelden haberleşelim... "İçindeki Tüketim Canavarına Dur! De Derneği" :))) 

Neyse... 40lara doğru ilerledikçe gitgide mahallenin huysuz teyzesine dönüşüyorum, doğal süreç bu herhalde. Kedilerim yok da biraz oradan yırtıyorum, köpek kabul oluyor muydu?! Yalnız bilen bilir Baço benden daha mahallenin emekli albayı?!

Öneriler/talepler köşesiyle kısa kesip aranızdan ayrılıyorum. 

Erlend Loe diye çok tatlı bir yazarla tanıştım geçen sene. Norveçli olduğu için şimdiye kadar iki kitabı Türkçe'ye çevrilmiş. Naif.Süper. ile Doppler. Hazır kuzey rüzgarı her yeri kasıp kavuruyorken Norveççe bilen arkadaşlarımız şu işe bir el atsa da diğer kitaplarını da çevirseler... Elden ele uzatırsanız:) 


Zach Galifianakis'li, Louie Anderson'lı Baskets bence bunca dizi arasında harcanıyor, haberiniz yoksa diye söylüyorum... Şehre gelmiş hüzünlü bir sirk gibi. 3. sezonu başladı bile.

Gelirim yine, Şubat'tan sevgiler.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder